
Yadigar Aygün/ İstanbul
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Ocak 2026 tarihinde Venezuela’ya yönelik geniş çaplı bir askerî operasyon düzenlediklerini ve bu operasyon kapsamında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile yoldaşı Cilia Flores’in zorla kaçırıldığını duyurdu. Trump, aynı zamanda Grönland’ın ABD’ye ait olması gerektiği yönündeki açıklamalarını yeniden gündeme getirerek Grönland üzerindeki emperyalist emellerini bir kez daha açık etti. Bununla da yetinmeyen Trump yönetimi, farklı ülkelere yönelik tehditkâr söylemlerini sürdürmeye devam ediyor. ABD ve diğer emperyalist devletlerin bu saldırgan savaş politikalarını, dünya halkları açısından yarattığı sonuçları ve bu politikalara karşı nasıl bir mücadele hattı örülmesi gerektiğini Mücadele Birliği Platformu Temsilcisi Muhammed Hizmetçi ile konuştuk.
ABD, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i kaçırdı. Ardından yargılandılar. Trump’ın bu politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Trump, Grönland’ın ABD’ye ait olması yönündeki açıklamasını tekrar gündeme getirdi. ABD’nin Venezuela, Grönland ve diğer ülkelere karşı bu emperyalist politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhammed Hizmetçi: Emperyalizmin saldırganlığı yalnızca bugüne özgü bir durum değildir; bunu tarihsel ve siyasal bir süreç olarak ele almak gerekir. Çünkü ABD hegemonyası, 21’inci yüzyıla girerken çağımızın devrimler ve ayaklanmalar çağı olduğunun farkına varmış, bu tespitle birlikte kendi egemenlikleri açısından bir çözülme ve çöküş sürecine girdiklerini görmüştür. Hegemonyanın aşınması ve yıkımı gerçeğini erken dönemde tespit eden emperyalist merkezler, bu duruma uygun politikalar geliştirmeye başlamıştır. Dünyanın dört bir yanında ezilenler, emekçi sınıflar, kadınlar ve gençler; emperyalist-kapitalist sistemin yıkıma uğrattığı, yaşamlarını altüst ettiği ve geleceklerini gasp ettiği tüm kesimler, bir ayaklanma girdabı ve devrimci fırtına biçiminde tarih sahnesine çıkmaktadır. Bugün çok sayıda ülkede derinleşen toplumsal çelişkilerin sonucu olarak ciddi sosyal patlamalara tanıklık edilmektedir. Ancak emperyalizm bu tarihsel çöküşe sessizce boyun eğmemektedir. Tersine, askerî zor, iktisadî baskı ve sahip olduğu tüm diplomatik olanakları seferber ederek bu süreci durdurmaya, dünya ölçeğinde sarsılan egemenliğini yeniden tahkim etmeye çalışmaktadır.
Emperyalizme ayak direyen devletler de vardır. Bunların bir kısmını sosyalist ve halkçı iktidarlar oluşturmaktadır. Bir kısmı ise Çin ve Rusya ekseniyle ilişkilerini derinleştirerek emperyalizmin kuşatmasına karşı duran kapitalist devletlerdir. Emperyalizmin bu politikasını “tam ilhak süreci” olarak ifade ediyoruz. Bu süreçte söz konusu devletler, ekonomileri çökertilerek ve zor yoluyla emperyalist sisteme entegre edilmeye çalışılmaktadır. Bugün Venezuela’nın kuşatılması, oradaki sosyalist yönelim ve halkçı iktidara yönelik saldırılar, başkanın kaçırılması girişimleri; Grönland’da stratejik öneme sahip, kaynakların yoğun olduğu coğrafyanın ele geçirilmek istenmesi ya da dünyadaki pek çok saldırganlık bu politikanın somut ifadeleridir. Emperyalizmin çöküş çağında bu çöküş; halk ayaklanmaları, isyanlar ve savaşlar biçiminde yaşanmaktadır. Bu savaşların başlatıcısı ise emperyalist saldırganlıktır.
Emperyalizme teslim olmayan güçler hedef alınmaktadır. Bunların bir kısmı kapitalist devletler olabilirken, bir kısmı ise emperyalizmin kuşatmasından çıkmaya çalışan devletlerdir. Afrika’da bu süreci darbeler aracılığıyla görüyoruz. Gerici vekâlet savaşları ve karşıdevrimci dinci çeteler eliyle bu politika hayata geçirilmektedir. Irak, Libya ve Afganistan’a yönelik saldırganlıklar; bugün devam eden Venezuela’ya dönük saldırılar ve Küba’ya yönelik tehditler; Kore’nin bir savaşla yıkılabileceğine dair söylemler; hatta Rusya ve Çin’in kuşatılmasına dönük stratejiler bu politikanın bir parçasıdır. Biz, üçüncü dünya savaşının başladığını ifade ediyoruz. Bu savaş yalnızca emperyalizm ile ona karşı duran devletler arasında değil; aynı zamanda dünya proleter devrimci hareketi, ezilen halklar ile emperyalizm arasında sürmektedir. Bu durum, ilerici olabilecek adacıkları teslim almaya, yok etmeye ve kuşatmaya yönelik kapsamlı bir hamledir.
Başkan Maduro’nun kaçırılması bu tablo içinde anlamlı bir yere oturmaktadır. Bu, gökte çakan bir şimşek değildi; uzun süredir Bolivarcı iktidarı teslim almaya ve yıkmaya yönelik sistematik bir çabanın parçasıdır. Bu süreç, aslında 1992’den bu yana süren devrimci bir iç mücadelenin devamıdır. Başkan Chávez ile başlayan, halkın lideri olarak ayaklanmayı başlatan bir süreci ifade etmektedir. Ancak Venezuela’nın devrimci tarihi çok daha eskiye, 1970’li yıllarda var olan Marksist hareketlere kadar uzanmaktadır. Venezuela neden önemlidir? Çünkü halkçı bir iktidara sahiptir. Bu halkçı iktidar kendi içinde bazı sorunlar yaşasa da sosyalist bir yönelime sahiptir ve esas olarak yok edilmek istenen de bu yönelimdir. Latin Amerika’yı emperyalizmin “arka bahçesi” olarak tanımladılar. Küba Devrimi bu anlayışı dağıttı. Venezuela’da, Bolivya’da ve diğer ülkelerde ortaya çıkan ilerici hareketler de bu tanımı boşa çıkardı. Bu nedenle Latin Amerika’nın tamamında darbeler denediler, iç karışıklıklar örgütlediler. Maduro’ya yönelik saldırganlık da bu bağlamda bir cerrahi operasyona benzetilebilir; çünkü bütün Venezuela halkıyla savaşmayı göze alamıyorlar. Bu yüzden böylesi alçak ve haydutça bir saldırıyı gerçekleştirdiler.
Emperyalist devletler, savaş konseptini tekrar devreye sokmuş gözüküyor. Emperyalizme karşı komünistler, sosyalistler, dünya halkları, ezilen halklar neler yapmalıdır? Emperyalizme karşı birleşik mücadele neden önemlidir?
Muhammed Hizmetçi: Emperyalizm dünyanın her yerinde saldırganlık içindedir. Venezuela’ya karşı gerçekleştirilen büyük saldırıda bunu açık biçimde gördük. Karşımızda büyük bir askerî canavar vardır ve bu canavarı yenmek kolay değildir. Artık bütün dünyaya, açık biçimde askerî güçle meydan okuduğunu ve elinin uzanabildiği her yeri bu yolla yönetmek istediğini ilan etmiş durumdadır. Klasik burjuva diplomatik ilişkilerin, BM üzerinden yürütülen diplomasinin sona erdiğini de fiilen deklare etmektedir. 2023’ten bu yana devam eden Filistin-Gazze savaşı; bugün Halep’te, Rojava’da Kürt halkına yönelen saldırılar ve Ortadoğu’nun her yerinde örgütlenen gerici saldırganlıkların her biri, emperyalizmin planlaması ve örgütlemesiyle ortaya çıkmaktadır. Emperyalizmin tam bağımlısı durumundaki işbirlikçi devletler ise bu planların uygulayıcılarıdır. Şunu biliyoruz: Dünyanın her yerinde emperyalizme ayak direyen halklar, ulusal devrimci hareketler ve emperyalizme karşı mücadele etme iradesi taşıyan bütün kesimler hedef altındadır. Bu nedenle Filistin’de Gazze’yi nasıl savunduysak, Venezuela halkını da Küba’yı da Sosyalist Kore’yi de savunuyoruz. Rojava’da direnen Kürt halkını da savunuyoruz. Bugün dünyanın her yerinde gerici saldırganlığa karşı mücadele eden bütün halklarla dayanışma içindeyiz.
Şu bir gerçek: Emperyalizme ve onun işbirlikçisi olan gerici faşist güçlere karşı ortak bir cephe örgütlememiz gerekiyor. Bu, tek başına bizimle sınırlı bir mesele değildir. Bugün Türkiye’den Kürdistan’a, Venezuela’dan ABD’ye kadar ortak bir güç birliği kurmamız gerekiyor. Bunun anti-emperyalist bir planı ve programı olmalıdır. Bunun başını sosyalist örgütler ve proleter devrimci güçler çekmelidir. Emperyalizme karşı gerçek, tutarlı bir devrimci politikayı ancak proletaryanın bağımsız çıkarlarını savunan komünistler ve sosyalistler örgütleyebilir. Bugün geçici bir süre için anti-emperyalist bir konuma düşen bazı kapitalist devletleri savunmak bir hatadır. Bu yüzden biz, emperyalizme karşı direnen sosyalist ve halkçı iktidarları desteklemeli, onlarla birlikler kurmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. Aynı zamanda dünyanın her yerindeki geçmiş enternasyonalleri düşünmeliyiz. O düzeye varacak örgütlü bir güce dönüşmek gerekiyor.
Emperyalist devletlerin saldırılarına ve savaş politikalarına karşı bir çağrınız var mı?
Muhammed Hizmetçi: Kendi ülkemizden çağrımız şudur: Bu sene NATO’nun bir toplantısı olacak. Buna karşı bütün halkların tepkisini göstermesi, sokağa çıkması; ancak aynı zamanda bunun stratejik ve örgütlü bir harekete dönüşmesi gerekiyor. Anti-emperyalist bir cephenin inşa edilmesi zorunludur. Bunun için çeşitli girişimler bulunmaktadır. Birçok kesimin farklı girişimleri mevcuttur. Farklı sosyalist çevreler bir yerde anti-emperyalist platformlar kurmakta, başka bir yerde birlikler inşa edilmektedir; ancak bunlar yeterli değildir. Bu sürecin öncülüğünü proleter devrimci hareketlerin üstlenmesi gerekiyor. İşçi sınıfının dünyanın her yerinde bu mücadelenin öncülüğünü alması gerekmektedir. Ezilen ulusların özgürlüğünü savunmak ve bu mücadeleyi bütün emperyalist başkentlere yaymak zorundayız. Filistin-Gazze örneğinde bunu gördük. İtalyan işçilerinin limanları kilitleyerek Gazze’ye giden silah gemilerini engellemesi, ABD’de milyonlarca insanın sokaklara dökülmesi son derece önemli örneklerdi. Bugün aynı duyarlılığı Venezuela için de görüyoruz. Bu çağrı bütün sosyalistlerden gelmektedir. Bu birlikleri hızlandırmak ve belirli hedeflere oturtmak gerekiyor. Özellikle temmuz ayında gerçekleşecek NATO toplantısına karşı, bu ülkede sosyalistlerin çağrısı; bütün güçlerin yüzünü buraya dönmesi ve NATO’ya, emperyalizme, gerici yağma savaşlarına karşı birleşik bir cephe inşa etmesidir. Bu, günün acil görevidir.









