
Güven olgusu nasıl yaratılır? Buna verilecek tek cümlelik yanıt, başlığa taşıdığımız ideolojik-siyasi kararlılık biçiminde özetlenebilir. Ne ki, ideolojik-siyasi kararlılığın sağlanması da bir dizi gereksinim ve şartın tartışılmasını talep eder. Bu kararlılığın yaratılarak kazanılması, sosyal yaşam pratiğinde örülen mücadele süreçlerinde elde edilen tecrübe ve birikimlerle mümkün olur. Ve ideolojik-siyasi kararlılık-tutarlılık, tek bir halkada somuta dönüşse de bu halkanın oldukça zengin görev, değer, norm ve alt ilkelerle tahkim edilmesi kaçınılmazdır. Strateji ile taktik, ilke ile siyaset arasındaki ilişki bunu doğrular ya da bunun ifadesidir. İdeolojik-siyasi kararlılığa sahip olmak ama bunun siyasal örgütsel yaşamdaki gereksinimlerine uymamak; ya da bu kararlılığı soyut düzlemde taşımak ama bu kararlılığı tecelli eden pratikten uzak durmak; işte bu eklektik tutarsızlık ve bütüncül yaklaşımdan kopan tek yanlı öznelciliktir.
Merdivenin inşasında ilk basamağın yapılması temel bir şarttır fakat diğer basamakların yapılması da bir o kadar şarttır. Zincirel tutarlılığın her halkası zincirden kopmayacak kadar sağlam, sistematik ilişkiyle bitişik olmak zorundadır. Bir halkadaki zayıflık, bütün bir zinciri zaafa uğratabilir ya da bir vesile olarak kopmasına yol açabilir. Halklar paslı ve zayıf değilse, zincir de zayıf değil, sağlamdır. Bu mekanik, örgütsel ya da ideolojik-siyasi sorunlara, buradaki duruş ve tavra uygulanabilir…
Beyan edilen her söz, sahibini bağlayarak sözlerine sadık kalmasını ve verdiği sözlere uygun davranarak onları yerine getirmesini gerektirir. Söz-eylem birliği ilkesi bunu tanıtlar. Bu kural evrensel olarak her yerde ve herkes için geçerlidir. Güvenilir, tutarlı ve inandırıcı olmanın genel normu bunda özetlenir. Öyle ki, ikna gücü, saygınlık, etkileme ve örgütleyip birleştirmenin en güçlü propagandası pratik eylemde karşılık bulan bu tutarlılıktır.
Söz sahibinin tutarlılığı ve güvenilirliği, esasta sözüyle değil, pratiğiyle sınanır, bu pratikte açığa çıkar. Soyut söz değil, ancak davranış çizgisiyle kanıtlanmış ve pratikte doğrulanarak somutlanmış söz gerçekte saygın ve değerlidir. Ki, sözün hükmü son tahlilde pratikte gerçeğe dönüşüp güç haline gelir. Tutulmayan ya da yerine getirilmeyen hiçbir sözün somut gerçekte dikkate alınır bir karşılığı yoktur. Ayakları yere basmayan söz boşa söylenmiş olup, boşboğazlık ve gevezelikten öte bir anlam taşımaz. Ciddi olanlar, söylemiş olmak için söz söylemez, boş laf etmezler. Bilakis yapmak, pratiğe dökmek için konuşurlar. Bunun için de sözleri dikkate alınır. Dikkate alınan her söz amacına ulaşmış, vermek istediği mesajı vermiş demektir…
Yerine getirilmeyecek vaatlerde bulunmak, tutulmayacak sözler vermek, gerçekte karşılığı olmayan sorumsuz beyanlar ileri sürmek, mesnetsiz iddia ve ithamlarda bulunmak, popülist söylemlerle umut bezirganlığı yapmak, taahhütlerine bağlı kalmamak, ahkam kesip hamaset yapmak, altı boş kararlar alıp ilan etmek ama uygulamamak; işte bütün bunlar proleter devrimci ciddiyet ve sorumlulukla bağdaşmaz. Proleter devrimciler kuru sıkı kullanmaz, gerçek silahlar ve sözler kullanırlar. Gerektiğinde yanlışın karşısına dikilmekten, gericilikle boğuşmaktan ve net mücadeleci tavırla oklara hedef olmaktan sakınmaz…
Yapay ve yapmacık davranış, olduğundan farklı görünme, hava atma, gizemli davranma, önemli biriymiş görüntüsü verme ya da pozlara girme ve disiplinsizlik yapma başta olmak üzere; kibir, böbürlenme, üstencilik, küçümseme ve her türden gösterişçilik de dahil, dedi kodu yapma, arkadan konuşma, karalama, yıpratma, burun sürtme, kişisel kin gütme ve öç alma, adamcı-klikçi-grupçu davranma, teşhir ve deşifrasyon yapma kesinlikle onlardan uzaktır. Sade, yalın, su gibi berrak, tutumlu, olgun, eleştiriye açık ve alçak gönüllü olmak belirgin özellikleridir…
Bencilliğin ve bireyciliğin her türüyle bağlarını kesip, örgütlü yaşam ve kolektivizmi geliştirip yaşamak onların üstün meziyetidir. Tüm yaşamlarında tepeden tırnağa ilkeli, mücadelede hesapsız ve görevlerde özverilidirler. Boş sözün, yakınmacılığın, bencil hesap ve pazarlıkçılığın, bencil hırs ve egonun, kendiliğindenci silikliğin, kişisel kaygının, tereddüt ve ikircikliğin, korku ve aczin bu karakterde yeri yoktur…
Proleter devrimcilerin güvenilirliği, diğer karakteristiklerinin yanı sıra, ciddi olmalarından, boş laf ve lafazanlık etmemelerinden, en önemlisi de en zor anda bile sözlerinin arkasında durmalarından ileri gelir. ‘‘Yapmayacağın şeyi söyleme, söylediğin şeyi yap” şeklindeki özlü süz onların izlediği başat direktiftir. Tutulmamış her sözleri ve yerine getirilmemiş her kararları, onların boyunlarındaki “borç” ve telafi etmeleri gereken kusur ya da mahcubiyet vesilesidir…
İlke ve temel değerleri orta yolcu yaklaşım tarzıyla geçiştirmek ya da esneterek ara yolda buluşturmak proleter devrimcinin işi olamaz. O, siyasetteki esneklik dışında kalan bütün bu temel değer ve prensiplerde katı, net ve keskin bir duruşa sahiptir. İlke, ideoloji, teori gibi temel unsurlarda uzlaşmaz, net ve ödünsüzdür…
Proleter devrimciler, bütün bu değerler karşısında asgari derecede değil, azami derecede sorumlu olup bu kültür ve değerleri taşımak durumundadırlar. Aksi halde, evi yandığı halde kimsenin inanmadığı güvensiz yalancıya dönerler ki, proleter devrimci ahlakta yalana asla yer yoktur. Onların bu ahlakı nesnel gerçek ve hakikate hürmetten, bilimsel dürüstlükten ileri gelir. Tam da bundandır ki, son kertesine kadar sağlam, yenilemeyecek kadar güçlü, yalana sığınmayacak kadar erdemlidir.
Onlar, görece ileri ya da geri olabilir, hatalar yapıp yanlışlara düşebilirler, söz ve kararlarını pratikleştirmede zaman kaybedip zayıf kalabilirler ama yalan ve sahtekarlığın utancını asla taşımaz, onurlu yaşamlarına burjuva ahlaksızlığın lekesini bulaştırmaz, sözlerini tutmama kamburuyla yaşamayı kabul etmezler.
Halkı kandırmak, halka ve yoldaşlarına yalan söylemek, halktan kopan çürümenin belirtisidir. Halkın çıkarları yalanla temsil edilemeyeceği gibi, gerçeklerin saklanması ve gerçek dışı mübalağalarla da temsil edilmez. Her türden abartı, çarpıtma ve yanıltma halkın çıkarlarına aykırı, devrimci kültür ve değerlere yabancıdır. Yanlış bilginin tümü zararlı, aldatmanın her türü sahtekarlık, iki yüzlülük ve burjuva bayağılığıdır…
Açıklık, dürüstlük ve samimiyet ilkesi proleter devrimcilerin şu veya bu sebeple esnetip sulandıracağı, eğip bükeceği bir ilke değildir. Blöf yapmak, şantaja başvurmak, hile ve entrikaya tenezzül etmek onların mizacında yer tutmaz. Doğru ile yanlış arasındaki çizgi ayrışımı ya da bilinçli tercih ve irade, nesnel olgu ve gerçek karşısındaki objektif bilimsel tutum, nihayetinde sınıflar mücadelesi karşısında gösterilen sorumluluk ve tavır, proleter devrimci etiğin temel ölçütü ve/veya başladığı yerdir.
Devrimci etiğe ait normlar sadece birileri için değil, her devrimci için geçerli ve bağlayıcıdır. Devrimciden etiği çekip alın geriye burjuva kalır. Devrimci etik yaşar, etikle yaşar. Alınan karar ve beyan edilen sözler bir etik sorunudur ve unutulamaz. Er ya da geç ama mutlaka verilen sözler yerine getirilmek durumundadır!…
Sonuç olarak, irade-eylem/teori-pratik/söz-davranış birliği, kültürel ve ahlaki yaşam tarzındaki sağlamlık, inandırıcı ve ikna edici olma özelliği gibi şart ve değerler son tahlilde ideolojik-siyasi kararlılık zemininde tam tutarlılığa dönüşüp güven olgusunu hak kazanırlar. İdeolojik-siyasi kararlılık sergilemeyen bir hareket, adı-unvanı ne olursa olsun, kendi tabanı başta olmak üzere, halk kitlelerinde güven yaratamaz; çekim merkezi olup örgütleyici-birleştirici merkez olamaz…
Bu merkez, bilimsel politikaları pratiğe döken, her bakımdan sağlam, dürüst, tutarlı ve kararlı devrimcilerce temsil edilebilir. Proleter partinin tüm kaderini belirleyen, partinin politika ve kararlarını kitlelere taşıyan, maddi güce dönüştüren yegâne aktör bu kadrolardır. Bundandır ki, ‘‘Siyaset bir kere saptandıktan sonra, belirleyici olan kadrolardır.” Proleter parti, kitlelere nüfuz edecek güveni, ancak tutarlı devrimci çizgisiyle ve bu çizgiyi pratikte temsil edecek olan bu kadrolarla sağlayabilir. Hareketin disiplini gibi, güvenilirlik ve kararlılığı da pratiğin biricik öznesi olan kadro ve aktivistlerde somutlanır…
Bu kadro ve aktivistler, sorgulayan, eleştiren, özgür irade ve öz güvene sahip, yaratıcı eylem ve görev insanı olmanın asgari ölçülerini taşırken, tabii görevlerin icrası için talimat bekleyen memur ve direktifle iş yapan burjuva bürokratlar değildir. Devrimci kadro, bir fiil iş yapandır; iş yapıyormuş gibi görünen değil. Bundandır ki, devrimci kadro, yapılan işleri küçümseyip yok saymaz, bu işleri değersizleştirerek horlama tavrına girmez…
Devrimin ya da devrimci mücadelenin bugünkü en temel sorunu, gereğinden fazla konuşan kişinin olmasına karşın, iş yapan kişinin az olmasıdır. Hareketsizlik ve durağanlık, canlı mücadelenin ve mücadele dinamiklerinin pratik paslanmalarının yanı sıra, siyaseten de felç olmalarının gerçek nedenidir.









